Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

2026 yılında sizler için en güzel Necip Fazıl Kısakürek Sözleri derlemelerini hazırladık. Bu Necip Fazıl Kısakürek Sözleri ile duygularınızı kısa, anlamlı ve etkileyici sözlerle ifade edebilir, sevginizi en özel şekilde dile getirebilirsiniz. Instagram, WhatsApp, Facebook, X gibi sosyal medya platformlarında bu sözleri paylaşarak sevdiklerinizi etkileyebilir ve beğeni toplayabilirsiniz.




Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti, iyi insanlar iyi atlara binip gitti.
Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.
İçimizde bu kadar perişan hale getirilmeseydik; dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık.
Sizde olan tükenir onda olan sonsuz, feza sizin olsa ne yapacaksınız onsuz.
Geçti, istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni, gelme, artık neye yarar?
Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor…
Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de aşağılıktır.
Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da içinde mi boğulayım.
Ayağın taşa takıldığında Allah kahretsin bile dememelisin, dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var…
İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var sükût gibi münzevi çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var onu da hangi diyar olsa götürürsünüz.
Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri…
İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır…
Her kahkahanda Allah’a teşekkür etmiyorsan, neden her ağladığında o’na kızıyorsun?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.
Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.
Allah var fakat bizim ondan, yalnız sorulduğu zaman haberimiz var!
Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccadem.
Soruldu mu ne bilirsin diye; haddimi bilirim soruldu mu ne istersin diye; haddimi bilir, hakkımı isterim demeli…
Felsefe; çürük cevizlerle dolu bir denizde sağlam cevizi aramaktır.
Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem, hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermaye.
Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Kula kulluk etme! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme! Yoksa unutulursun.
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla.
Hayatın çilesine tahammül gerek, değil mi ki sefa ile cefa müşterek? Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek…
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!
Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar.
Necip Fazıl’a sormuşlar neden sigarayı bu kadar çok seviyorsunuz? Benim için yanan bir tek o var demiş…
Siz hiçbir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.
Benim ayağımın altıda müsait başımın üstü de nerde olacağını sen belirle…
Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, imanını göster.
Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!
Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet, senden habersiz aldığım her nefesten.
Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda, söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda.
Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.
Bin “günahın” olsa da bana, bir “gün ah’ım” yok sana…
Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı? Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Benimki benim seninki de senin! Bu şeriattır. Seninki senin benimki de senin! Bu tarikattır. Ne benimki benim ne de seninki senin her şey Allah’ın! Bu da hakikattir!
Diyorlar bana, kalsın şiirde sözde yerde, sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.
Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini…
Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar.
Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.
Ellerime uzanan dudakları tepeyim, Allah diyen gel seni ayağından öpeyim!
Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?
Ölüm her aklına geldiğinde ‘ah’ edip ‘vah’ edip inleme; bu halinle rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; o geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.
Bir idamlık Ali vardı asıldı kaydını düştüler mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; bahçeye diktiği üç beş karanfil…
Sanma oruç, bu akşam tıklım tıklım ye diye; bu akşam, yarın oruç tutabilmek için ye.
Cevabımın şiddetinden susuyorum!
Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü, bende tek aziz eşya annemin başörtüsü…
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork.
Hep nefis çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; insandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem.
İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.
Her ağızda, her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı!
An oluyor bir garip duyguya varıyorum; ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?
Çocukken gün battı mı, bir köşede ağlardım; nihayet döne döne aynı noktaya vardım.
Keşke ben Allah kelimesinden başka, ağzından tek söz bile çıkmayan bir dilsiz olsaydım!
Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret.
Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.
Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin!
Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! lslak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?
Gençlik… Gelip geçti… Bir günlük süstü; nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Düşünmek şu, bu değil, öteleri düşünmek; sizinse düşünceniz yataklarda eşinmek.
Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.
Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.
Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen hem yolunu kaybedersin hem dostunu!
Öyle ucuz değil gül koklamak. Gül tutan ele diken batmalı. Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; beni beklemeyin, o bir hevesti; gelemem, aynalar yolumu kesti.
Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.
Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür…
İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kâfidir…
Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor!
Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!
Fikrin olduğu her yerde şiddet, operatörün neşteri gibi bir nimet, olmadığı yerde de katilin bıçağı şeklinde bir afettir.
İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Önüne gelenle değil, seninle ölüme gelenle beraber ol.
Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür! Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür…
Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin, doymak bilmeyen ümmetiyiz…
Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
Öyle insanlar vardır ki; lağıma düşseler, lağımı kirletirler.
Sokak lambası gibi olma ey yar. Kime yandığın belli olsun.
Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor, ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz.
Sevdalın şu dağı del dese, koşar, delersin! İş Allah’a geldi mi, gücün yok, sendelersin!
Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber, güzel olmasaydı ölür müydü peygamber!
Zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat; ona yastıkta değil, secde yerinde rahat…
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
İnsanlar ikiye ayrılır, vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.
Kadından kendisinde olmayanı isteriz; hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.
Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.
Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da ilk yarısının hasretiyle geçer.
Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?
Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de can senin zannedecek.
Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir.
Ben geçmişimi dürdüm büktüm ve kaldırıp çöpe attım bu çöpleri ise ancak kediler ve köpekler karıştırır!
Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, sanki kulağıma gaipten bir ses buluşmalar kaldı mahşere diyor.
Verirler ben acizim, kudret senin dedikçe. Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe…
Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor…
Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan. Beni bir ben anlarım, bir de beni yaradan…
Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.
Biz şiiri iman için bilmişiz ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği bin bir yol ağzı biliyoruz.
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
Biz bize gerici diyenlere ancak deh demek için gerideyiz…
Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.
Hayat dediğin Allah (c.c.) için değilse, ne çıkar hayat önünde eğilse.
Yalnızım diye üzülmüyorum. Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz…
Hayatımızın yarısını uyuyarak geçiriyoruz, diğer yarısını da uyutularak…
Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken… Ya kazanırken ya da kazandığını yerken…
Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, haram ile beslersen o’nu hakaret ile öder borcunu.
Gökler ağlıyor, biz ağlamışız çok mu? Bize yobaz diyorlar, haberin yok mu?
Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları da alçak olmaya gönüllüdür.
Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.
Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!
Anladım işi; san ’at Allah ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…
Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık… Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.
Allah bir! Demektense ecel teri dökerken; ölüversem, beklenmez anda Allah bir erken…
Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…
İnsan namaz kılarsa, namaz da insanı insan kılar.
Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa gönülden düşen insan da ‘unutulmaya mahkûmdur.
Sonunda ‘eyvah’ diyeceğin şeylere, başında ‘eyvallah’ deme. Pişman ol fakat pişman ölme.
Elindeyse zamana, dur, geçme diye dayat. Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat.
Payımıza sükût düştüğünden beridir, kalbimizin sesini daha bir güzel duyar olduk.
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.
Af var diye işlenen suçtan vicdan burkulur; affı sigortalayan hayâsızdan korkulur…
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Sabırda pişer koruk, yerle bir olur doruk. Sabır, sabır ve sabır, işte Kur’an ‘da buyruk.
Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!

Diğer Güzel Sözler Yazıları
1 Euro Kaç TL