Küçük İskender Sözleri

2026 yılında, birbirinden etkileyici Küçük İskender Sözleri ile sizlerleyiz. Bu Küçük İskender Sözleri sayesinde sevginizi kısa, anlamlı ve güzel sözlerle ifade edebilir, duygularınızı özel bir şekilde paylaşabilirsiniz. Bu sözleri sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak sevdiklerinizden beğeni alabilirsiniz.




Yolun açık olmasın sevgili. Nasıl olsa önün açık her türlü bulursun sen yolunu.
Senin yaşın aşka tutmuyor sevgilim, lütfen gelme.
Evde kedi, köpek beslemekle hayvan sever olunmaz. Hayvan sever dediğin benim gibi koynunda yılan besleyecek…
Kusura bakma dünya, biz seninle anlaşamıyoruz. Ya ben sana fazla geliyorum ya da sen benim hayallerime dar geliyorsun.
Dönerse senindir dönmezse zaten hiç senin olmamıştır diye bir şey yok dönecek. Bir katil olay mahalline mutlaka geri döner.
Senden evet cevabı alana kadar kendini yırtan sonra havalara giren canlıya erkek denir.
Kötü yola düşmüş gecelerden geliyorum. Kusura bakma gözlerim biraz kirli.
Suçumu cezama ikiz sayarken hâkim bari beklenmeyen şahit ol sevdama. İdamıma elin boş gelme. Kendinle gel.
Bir kadın aşka inanmıyorum derken, aslında tek bir şey söylemek istiyordur; hadi beni aşka inandır.
Senin için ölürüm dedi. Benim için zaten öldün dedim. Cesedini alıp çıktı.
Sigarayı bıraksam diyorum tamamen sana başlasam. Sen daha çabuk bitirirsin işimi böyle çok yavaş ölüyorum.
Sevgilim, sevdanın sevdaya ettiğini etmez et, kemiğe.
Kalbim kırık. Dikkat et elini kesmesin.
Duydum ki böbreğinde taş varmış sevgili. Kesin kalbinden düşmüştür.
Buz tutmuş bir ruhum ben. Erirsem geri dönemem.
Belki de en sevdiğim sakarlığın, gözlerime takılıp yüreğime düşmendi.
Ağlıyor musun? diye soruyor giderken utanmadan. Yok, yanlış yerden işiyorum aptal.
Bugün kitap izledim, film okudum, müzik yedim, yemek dinledim. Aklım sendeydi, hiçbir şeyi doğru yapamadım, şaşkınım.
Seninle ben bir çaydanlık gibiyiz. Ben üst kısmıyım sen alt kısmı. Hani büyüksün ya. Aramızdaki fark ise şu; ben sensiz de demlenirim, ama sen bensiz ancak su kaynatırsın.
Meyve vermeyen tek ağaç darağacıdır.
Ağzı tabanca. Dudakları namlu, sözleri gece mermisi.
Hiçbir lokantada tek başınıza oturabileceğiniz şekilde dizayn edilmiş masa bulamazsınız, toplum sizi yalnızlıktan kurtarmak için gerekirse ruh sağlığınızla oynar…
Soğuk ve şekersiz çay gibisin ne içimi ısıtıyorsun ne ağzımda güzel tat bırakıyorsun, sadece uykumu kaçırıyorsun.
Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra; ikimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; fark etmeyecek sonuç sıfır.
Benimle oynadın bir tur yükseldin aferin. Şimdi git onunla oyna. Ama yanarsan yine benden başlama.
Offff dedi. Ne oldu? Dedim hiiiiiç, dedi. Her şeyi bırak gel benimle, dedim. Olur mu? Dedi. Topu topu bir tabak fazla koyarız soframıza, dedim. Olmaz, dedi. Neden? Dedim. Aynı tabaktan yeriz, dedi. Bir daha sevdim.
Benim gibisini bulamaz demişsin haklısın senin gibi şerefsizi mumla arasam bulamam.
Toprak olsam üstüme basmayacaksın, hava olsam içine çekmeyeceksin. Öyle düşmansın.
Annem, neyin var? Diyerek böldü sessizliğimi. Ben de gittiğini ve kaybettiğimi söyledim. O da saçlarımı okşayıp; üzülme evladım. Cana geleceğine mala gelsin. Dedi.
Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi, aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi, katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla sevmiştim seni.
O kadar düşledim ki seni sevgili, yitirdin gerçekliğini.
Gidiyormuş, ağırlaşır yağmurun iade etmediği karanlık bırak gitsin. Hiçbir caddeye çıkmayacak o sokak artık.
Bir bayanın gözyaşının akmasına sadece soğan değil, bir hıyar da neden olabilir.
Eğer benim olsaydı sana zaman hediye ederdim. Elimde değil. Ancak şimdi sana koca bir boşluk getiriyorum kucağımda. İçinde saf sözcükler ve dağılmış bir ben olan. Zamanlı zamansız. Tamamen senin. İstediğin gibi doldur. Sevdiğin kadar anla, anladığın kadar sahip ol.
Yarı yolda bırakmışım. Nankör olma yarı yola kadar getiren benim.
Yüreği olmayanın kalbimi kırmasına müsaade etmem. Beni bir saniyede unutanı, ben iki saniye ile şereflendirmem.
Beni bir öküz sanma sakın sevgili, çünkü sen, o kadar hülyalı bir tren değilsin…
Bana yol vermeyi düşünmeden önce sana verdiğim yolda yürümeyi öğren…
Sana kemik değil; aşk verdim. Şimdi itlik yapmanın âlemi yok gitme diyorsam gitme.
İlla 3. Şahıslar girecekse aramıza. Minik parmakları olan bir kızımız olsun.
Aşkı hep iki kişilik diye öğrettiler bize. Peki ya kişilik bozukluğu sonucu mu dahil edildi 3. Kişi, aşk bildiğimiz şeye?
Telefon rehberimdeki herkesi senin adınla kaydettim. Bütün gün beni arıyorsun, taklitler yapıp sesini değiştiriyorsun. Biliyorum, sen de özledin.
Sevgilim beni aldatıyor musun dedi, hayır onu aldatıyorum dedim afalladı.
Ayır bizi hâkim bey. Zaten görücü usulü evlendik. Ne ona sordular bunu alır mısın diye? Ne de bana sordular, Dünyaya gelir misin diye.
Her şeyi geriye saymaktan yorgunum, kaç intiharım varsa o kadar sevgilim var.
Bilirsin beceremem yaşamayı. Bir damla su olsam, gider rakıya damlarım.
En basit yalanları gözüme bakarak söyleyen ahmaklar tanıdım. Bense onların cahil cesaretlerine ve kuş beyinlerine hayrandım.
Beni unut diyorsun ya; bu bana imkânsız geliyor. Çünkü seni unutmam için, hatırlamam gerekiyor.
Bir erkeğin en lezzetli yeri başının eti sanırım. Bu kadar kadın yanılıyor olamaz zira.
Her aşkta dönme dolaptayım ve kesiliyor elektrik ben en tepedeyken.
Sevmek ifade edebilmek kadar ifadeyi unutmamaktır da.
Kim demiş ki, en büyük aşklar nefretle başlar diye, benim en büyük nefretim bir aşkla başladı.
Bana benden iyisini bulamazsın diyen sevgilim ne gemiler yaktım ben, kıçı kırık bir sandalın lafı mı olur.
Çek bakışlarını gözlerimden, aşk bu şeytan doldurur.
O kadar güzel unutmuştun ki beni, hatırlatmaya kıyamadım.
Eros, yaşlandın mı? Okun gideceği yeri göremiyorsun. Ya bir imkânsıza ya da bir hayırsıza denk getiriyorsun.
Ah o tipine kurban olduğum bir de tipine yakışır bir yürek taşısaydın…
Anlamadım ben mi iyileşmemiş yarayım herkes mi keskin bıçak? Sormadım. Sadece kanadım.
Karpuz seçerken gösterdiğimiz özenin yarısını sevgili seçerken de gösterseydik bu kadar kelek aşklar yaşamazdık.
Ben zilzurna sarhoş olsam da yaşadıklarımdan çıkarken hesabı ödeyecek kadar ayığım.
Erkek olmak doğuştan gelen bir alın yazısı olsa da adam olmak her erkeğe nasip olmuyor.
Telaffuzu zor bir kelime gibi unutacağım seni. Çünkü telafisi yok insanın. Ve insan bir insanla yenileyemez kendini.
Normalde 2 gün zar zor giden telefonun şarjı, artık 5 gün gidiyorsa yalnızsındır.
Kalp bu ulan. Yok, öyle bir arkadaşa bakıp çıkmak.
Bu aşkın gelirinin yarısını sağır sultana bağışladım, duymazlıktan gelip seni, gitsin kulağını açtırsın, diğer yarısını sana bıraktım, kendine protez aşıklar alırsın.
Siz bir kelebeğe tutunuyorsunuz telaşla, onu incitmeden, kelebek telaşla geldiği tırtıla tutunuyor insan bu, azat etmek de gerek korkmayın, unutuluyor.
Şimdilerde elimde bir bıçak sevdiğin kadar sevilirsin diyen yalancı şairi arıyorum…
Artık aramızdaki uzaklıktan şık bir matem giysisi diktirebilirsin kendine. Bir tek hücreni bile istemiyorum. Televizyonumun çekmediği bir kanal gibisin çünkü. Sen git, bambaşka hayatların yatak odalarında sıradan insanların tenlerini süsle.
Gelin arabasının önünü kesen çocuklara verilen zarf gibi, bomboş çıkıyorum sana her ne kadar plakasında mutluyuz yazsa da.
Kahvenden bir yudum bile almamışsın; korktun mu beni kırk yıl sevmekten.
Bir plak olsam. Zeki Müren çalsam, bozulsam. Aynı yerde takılsam, hep tekrarlasam. Elbet bir gün buluşacağız.
Gözümü bağlayıp atsalar sırtımdan itip; yine senin yanına düşerim, yer çekimi değil, yar çekimi.
Öyle bir yerin düşünü gördüm ki; insanlar, sabah uyandıklarında hâlâ hayatta olduklarını fark edip, günaydın demeden önce birbirlerini öpüyorlardı.
Uyurken seni izlemek vardı şimdi. Kokunda sarhoş olmak. Seni uyandırmak için can atmak ama kıyamamak.
Ben bir silahım. Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan.
Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir. Bu, evrenin sen bakarken soyunamıyorum deme şeklidir.
Bazı kadınların şövalye sandıkları adamların, aslında alüminyum folyo ile kaplanmış denyo olduklarını görmeleri baya zaman alıyor.
Bu gece alkolle sabahla; ona de ki, ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim.
Sonsuzluk istedim Allahtan. Sanırım s yi biraz sessiz söyledim. Şimdi onsuzum.
Affedilen vazgeçilendir o, affedildi çünkü ondan vazgeçildi.
Gittiğinde. Boş ver dünyanın sonu değil ya. Diyen dostlarıma. Benim dünyamın senden ibaret olduğunu nasıl anlatabilirdim ki.
Bırak şimdi yanaklarımı dudaklarımı gücün yeterse yüreğimden öp beni.
Özne olmayı bırakıp zamir oldum, edat oldum, yüklem oldum. Ama senin gibi, aşk ile ihanet arasına bağlaç olmadım asla.
Ben seni çoktan affettim, sen sen sevdanı helal et.
Biz ayrı dünyaların insanlarıyız dedi. Aman Allahım. Üzüntüden kahrolacağım. Ben iki dünya olduğunu sanan bir malı mı sevmişim.
Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık değil, beni terk ettiğin gecedir.
Sanma ki adını ağzıma alıyorum diye seni seviyorum. Dudak tiryakiliği benimkisi seni içime çekmiyorum.
Seviyorum affet dedi ya, o an insanın sadece ağzıyla gülmediğini anladım.
Sigarayı bile kıskanırdım; kalbine giden yollara uğradığı için…
Tabiatın güzelliğine bak. Dedim. Ağaçlardan hiçbir şey göremiyorum dedi.
Annem sürekli hiçbir şey yemiyorsun, kurudun kaldın deyip duruyor; ben ne kazıklar yiyorum kimse bilmiyor.
Hiç görüp, dokunup, öpmediğin birine âşık oldun mu? Olsan bilirdin aşkın ne olduğunu.
Şimdi sen gittin ya, şairin dediği gibi herkesi sana benzetiyorum. Bu da mı o şerefsiz acaba diyorum.
Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz. Ben bunu biliyorum su biliyor bardak biliyor bir sen bilmiyorsun.
Sen bir defa olsun seni seviyorum yalanını at; melekler günahını bana yazsın, olur mu?
Her rengin bir kişiliği vardır. Her kişiliğin de bir rengi. Ben senin rengini buldum. Kahpe rengi.
Herkese seni sevmediğimi söylüyorum. Afrikalı bir annenin oğluna ben tokum sen ye demesi kadar basit bir yalan bu.
Bir insanı kaybetmek istiyorsanız çok sevin, kendiliğinden gider zaten.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır öküzü değil. Neden dönmediğini şimdi anladım.
Aşk ağır iştir emekli olamazsın sigortası yoktur ikramiye alamazsın yıllık tatil izni verilmez greve kalkıştın mı yersin sopayı her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır kaza riski yüksektir amatörce uğraşılır. Aşk ağır iştir. Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın. O uykuya yenilmek üzeredir sen ise rüyaya.
Aşkı dövmek lazım kalbe terbiyesizlik ettiğinde.
Aşk, bozuk bir pusuladır; seni yanlış bedenlere götürür.
Git gidebildiğin yere kadar bu liman da kaybettiğim ilk gemi sen değilsin. Ama şunu unutma. Rıhtımda kalanı değil, çekip gideni vurur fırtına.
Kadınlar mı zeki yoksa erkekler mi diye merak edenler. Havva bir elmayla kandırmış Ademi.
Yaptığım şakanın ardından gözlerimin içine bakıp, aşk olsun dediğinde keşke diyebilmek için can atıyordum.
Erkeklerin doğuştan bildiği ana dil. İlgisizce.
Hatırlıyor musun bana armağan ettiğin ilk şarkıyı ölünce sevemezsem seni Ulan hayattayken bile sevmedin ki…
Kaldır başını aşk belden yukarıda sevgili.
Bırakın bu ayakları. Kaçınız, çırılçıplak bedenler karşısında yalnızca gözlere baktınız. Sorsalar, güya hepiniz âşıktınız.
Bana geleceğin günün adını tıp çok önceden koymuş meğer kıl dönmesi.
Seni Babilin asma bahçelerinde astım bak bakalım dünyanın kaçıncı harikasısın.
Ne komünizm ne kapitalizm ne ateizm ne sosyalizm kısmetsizim…
Sıkı sıkı tembihlerler. Unut onu, aklına bile getirme, çıkar kafandan, hafızandan sil. Sanki seven beynimizmiş gibi.
Giderken sana hoşça kal demek istedim ihanetin aklıma geldi hoşt çakal diyebildim.
Hadi simit satanı anladım, kestane satanı da. Peki ya dost satan, o da mı ekmek parası?
Attığın tüm zarlar kaybettirdi bana. Hani sen benim düş eşimdin.
Geri gelmemelisin. Ya olduğun yerde kalmalısın ya da gittiğin yerde. Sen bu hayatta gördüğüm en hoşça kalsın neticede.
Tahterevalliden ilk kim kalkarsa yırtar, öbürünün kıçı yere vurur.
Kirpiklerini kıskanasım geliyor meselâ; gözlerine benden daha yakın diye.
Okeyde beklenen son taş gibisin. Biliyorum beklemekle gelmezsin. Zaten gelme çünkü sen gelirsen ben biterim.

Diğer Güzel Sözler Yazıları
1 Euro Kaç TL